yazmak ya da yazmamak işte bütün mesela bu.

...

14 Ekim 2010 Perşembe

Futbolcu Olmak İstiyordum...


     Her çocuk biraz futbol oynamıştır. Kimisi için hobi, kimisi için tutkudur, benim için olduğu gibi. Benim gibi, 90'lı yılların ortaları ve sonunda çocuksa bu tutku doruğa ulaşmıştır... Her futbol oynayan çocuk mahalle maçları denen sokak futbolunda kendini ispat etmeye çalışır. İzlediği, sevdiği, taraftarı olduğu takımın yıldız oyuncusunu kendisiyle bütünleştirerek oynar, futbolcu olma hayalleriyle yaşardı genelde. Bizim zamanımızda Galatasaray'da muhteşem zaferler kazanan George Hagi vardı. Her şut çekişte Hagi, Hagi, Hagi diye bağırır öyle oynardım, ne günlerdi be... Ben de futbolcu olmak isterdim ama bazı futbolcu hikayelerinde olduğu gibi sokakta ya da halı sahada keşfedilmedim hiç, babamız da destek çıkmadı futbolcu olma isteğime. Yani futbol, ukte olarak kaldı içimizde...Diyeceksiniz ki o kadar iyi mi oynuyordun da hakkını yediler? Haklısınız dünya yıldızı olacak potansiyelde değildim ama iyi oynardım...

     Saçlarını yeni yeni taramaya başlamış, sakal müsveddesi tüylerini, gizlice, babasının eski, paslı jiletlerine kurban eden bir çocuktum o zamanlar. Mahallede her oyunu oynardık da genellikle futbola yoğunlaşırdık. Koyu Galatasaray'lıyız bir de, UEFA kupasını almışız futbol aşkımız ve futbolcu olma istediğimiz tavan yapmıştı. Çok başka bir şeydi futbol benim için hatta tutkudan da öte... Yenilince ağlardım mahalle maçlarında sinirden... =) Hagi, Hakan Şükür, Arif Erdem, Okan Buruk, Tugay Kerimoğlu, Hasan Şaş, Emre Belözoğlu (daha sonradan paragözoğlu soyadını aldı!) gibi süper top oynamasak da mahallenin en iyisiydim. Hatta diğer mahallelerden maçlara tek ben çağrılırdım, karma milli takım gibi bişeyler yapar oynardık. Hatta yarışırlardı beni kadrolarına seçmek için mahallelerin abileri. Hey gidi heyy... =)

     İşim gücüm futboldu, bir kulübe gitmek isterdim hep ama gel de bunu babama anlat... Adam futbol severmi, adam takım tutmaz, adam işine gücüne bakar, futbol sana para kazandırmaz, ayağını kırarlar oturursun köşene hiç bişeye yaramaz. Oku da adam ol vb. ebeveyn nasihatleri eder dururdu. Ben dinlemiyorum tabi. Deli gibi, günde 7-8 saat maç yapıyorum, futbol topu vücudumun bir parçası gibi adeta.

     Okulda da çok top oynardık. Boş derslerde, Beden eğitimi derslerinde, okul çıkışında, okul turnuvalarında ve okul takımında. Okul takımında da oynuyoruz lisede. Lise 2 deyiz ve liseler arası turnuvaya katılmıştık 2001 yılında. Sırt numaram 15 idi. 10 numarayı çok severim Hagi'den dolayı, ama abiler varken bize forma mı verirler. İlk maçta yedek kulübesine kök saldım, abiler varken bize forma mı verirler! Yenildik... 2. maçta sonradan girdim gol attırdım berabere kaldık. Geldik 3. ve son maça... Yenersek gruptan çıkacağız, yenilirsek umutlar başka bahara kalacak. 3. ve son maçta da yedek de olsa kadroda olmayı beklerken hoca 15 numaralı formamı aldı başkasına verdi. Şok olmuştum, kadroya giremedik trübündeyiz diye üzülürken, hoca bana forma uzattı, bir baktım 10 numara. O kadar sevindim ki gözlerim yaşardı o an (şimdi bile duygulandım be). Maça ilk 11 de çıkacaktım ve hem de 10 numarayla... Maçı 2 gol bir de asistle tamamladım 5-2 yendik ve gruptan çıktık. Herkes tebrik ediyordu. Tribünden kendi adımı duymak bambaşka bir şeydi ve unutulmaz bir andı... Turnuvanın geri kalanında hep ilk 11 oynadım. 3 maç daha yaptık, 2 gol attım ve 5 asist yaptım ama çeyrek finalde 4-3 yenildik ve elendik ama turnuvanın içinde bulunduğumuz zamanlar muazzam güzeldi.

     Turnuvadan 3-4 gün sonra beden eğitimi dersinde hoca beni yanına çağırdı seneye okul takımında sen kaptan çıkacaksın hazırlan dedi. Bu arada birkaç amatör kulüp seni ve birkaç arkadaşını sormaya geldi dedi. Gidin denemeye alsınlar kesin beğenirler dedi. İçimde apayrı bir sevinç oluşmuştu. Hep istediğim futbolculuk için bir kapı aralanmıştı.(Hocamın amatör dediği kulüpler; İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Güngören Belediyespor, Güngörenspor. Şimdi bu takımların 3'ü de profesyonel liglerde hatta İBB, Türkiye Süperliginde!) O akşam babama gelip dedim, beni kulübe yazdır, izleyip beğenmişler vs vs diye dil döktüm. Ama babam bilindik nasihatlerini sıraladı. Çok dil döktüm, kafa şişirdim, 1 ay konuşmadım ama nafile... Sonra kendim gittim kulüplere, 18 yaşından küçük olduğun için velinin izni gerekli lisans için falan dediler. İşimiz yine babayla halledilecekti. Babama bir daha yalvardım ama değişen bişey olmadı. Futbolculuk hayalim başlamadan bitmişti. Hayata küsmüştüm adeta o zamanlarda. Sigaraya da başlamıştım, bundan sonra nasılsa futbolcu olamayacağım diye bırakmadım da... Futbol sadece mahalle maçları ya da halı saha maçlarından ibaret olacaktı. İçimde ukte olarak kalan diğer şeyler gibi tozlu raflardaki yerini almıştı bu tutkum...

     Yıllar sonra bir gün, 23 yaşındayım, iş işten geçtikten sonra yani, babamdan şu cümle geldi bir milli maç esnasında (babam, arada izler milli maçları); ''Sen de gitseydin bir kulübe sen de milli takımdakiler gibi oynayabilir miydin?'' Şaka mıydı bu?! yoksa ciddi miydi söylediklerinde babam? Duraksadım bir an ve cevap verdim; ''Bilmem, belki de sen engel olmasaydın olabilirdi'' dedim. ''Şimdi gitsen olmaz mı?'' dedi fütursuzca, izin vermemesinin kendisi için küçük birşey olduğunu haykırırcasına. Şaşkın ve kızgındım bu zamansız soru! karşısında; '' taa o zamanlarda bile, beni kulübe yazdır dediğim zamanlarda bile, geç kalmıştık'' dedim. '' Tüh ya, keşke sen de gitseydin dedi umarsızca ve bunlar (futbolcular) çok para kazanıyorlarmış doğru mu?'' dedi. Şok üstüne şok geçiren ben cevap veremedim bir an, ''evet kazanırlar ama bize faydası olmaz şimdi, iş işten geçtikten sonra bunu söylemenin manası nedir baba!'' dedim, sustu... Kalktım, dışarı çıktım bir sigara yaktım bu şokun üstüne...

     Düşünsenize, ''atı alan Üsküdar'ı geçmişken'' babam at ile Üsküdar'a gitmek için çırpınmak istemişti. Ama ortada ne at vardı, ne de Üsküdar yakındı... Ama babama kızmıyorum artık, o da evladının iyiliğini istemişti kendince, hatasını anlaması da güzeldi bence... Ve o günleri hatırlayıp içim acımıştı ama iş işten geçtiği için o kadar da üzülmemiştim bu sefer. Futbol benim için tutkudan da ötedir ve hep öyle kalacaktır ama bunun yanında futbolcu olamadığım için, futbol, içimde kocaman bir ukte olarak kalacak...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder