yazmak ya da yazmamak işte bütün mesela bu.

...

30 Temmuz 2010 Cuma

E Be İlham Perisi

    Her insan en az bir kere şunu düşünmüştür; 'Ulan bunlar bu kadar sözü, melodiyi, resmi, cismi, inciği, boncuğu, onu, bunu nasıl olur da kimsenin aklına gelmeyen şekilde bulabilir' diye. Sevdiği şarkıcının, yazarın, şairin vb sanatla uğraşan her kimi seviyorsa bu yönlerinden ötürü sever ve özümser, kendisine bir idol olarak görür ya da sadece takip eder. Bahsedilen şahısların silahı, 'ilham perisi' diye adlandırılan olgudur. Güçlü hayal dünyaları, yaşanmışlıkları, okudukları, gördükleri vb şeylerle birlikte ortaya çıkardıkları eserler ilham perisine atfedilir.

    Bana güzel gelen şarkıları, şiirleri, kitapları okudukça ulan bir insan bunları nasıl yazabilir, bende neden böyle özellikler yok diye çokça serzenişte bulunmuşumdur. Özellikle de Bayram Ali Tufan KIRAÇ (çoğu kişi tam adının tamamını bilmez) abimizin müzik dünyasına girişiyle birlikte şarkı ve özellikle de Anadolurock manyağı olduğum zamanlar bu söylemlerim sıklaşmıştır. Derken 1998 yılı ve sonrasında bana da dadanan bir ilham perisi oldu. İlk zamanlar bir iki şiirimtrak sözden ileri gitmeyen olay bana 'tesadüftür lan bunlar, biz kim şarkı şiir yazmak kim' dedirtmişti. 2001-2002 de liseden mezun olduktan sonra İlham perisi önceki gibi sadece geçerken uğradım kısmından, temelli misafirliğe hatta ev arkadaşlığına geçiş yapmıştı. Nerde boş bir kağıt bulsam şiir, şarkı sözü ve biraz da özlü söz yazar olmuştum. Ses kaydı yapan bir cep telefonum olunca da bu şarkıları melodileriyle ya da sözsüz melodileri kayıt etmişimdir. Hatta kafayı sıyırdın lan diye de içimden geçirdiğim zamanlarda rüyalarımda da şarkılar dilime dolanmaya başlamıştı.

    Eskiden bakkaldan adres sormaya çekinen, bırak görmeyi-konuşmayı, kız lafını duyunca kızaran bendeki bu yoğunluğun bir sebebi olmalıydı evet; Ortaokula giderken bir arkadaşım(Çorumlu ve kendinden sorumlu biridir); ' Ulan çoh pis seviyom, gavurun gızı beni gormüyor, gonuşamıyom da garşısına dikilip, içim dışım Cengiz Gurtoğlu oldu la, ciğaraya da başladım, yanıyom oolum' şeklinde kafamın etini mangal yaparken, ben de 'ulan adam aşık olur mu?' diye büyük konuşmuştum. Büyük laf etmenin vebali olsa gerek, lisede beni Mecnun eyleyen, deyim yerindeyse çarpım taplosundan beter eden bir yar, bana 'Canan'lık etmeye başlamıştı. Başlasa iyi olurdu da cin-tonik içmenin bi benzeri olan platonik bir sarhoşluktu bu. Canan ile konuşma safhasına 1,5 sene öküz-tren muhabbetinden sonra geçebilmiş ama  salaklığım ve çekingenliğim yüzünden reddedilmenin verdiği eziklikle dolaşır olmuştum bi çare. İşte ne olduysa o zamanlardan sonra ilham perisi sürekli dibimdeydi ve durmadan sıkıştırıyordu: Yaz, yaz, yaz, yaz ulaaan..! Ota yaz, boka yaz, havada uçan kelebeğe yaz, rüyalarında yaz... (Allahhhhh noluyor lan?! ohh rüyaymış...sortaç kovalıyordu şarkı ver diye)

    Neyse abilerim ablalarım, gel zaman git zaman bendeki bu duygu yoğunluğu genelde şarkı ve şiir olarak yazıya dökülmüştü. Hatta, 'amaan sonra yazarım şimdi kim uğraşacak yazmayla çizmeyle, ses kaydetmeyle' kıvamına ulaşan bir şımarma da hasıl oldu bende.(ses kaydı dedim de yazmadan olmaz; En çok yolda yürürken ilham gelirdi, açardım telefonun ses kaydını, görenler manyak demesin diye telefonla konuşur gibi yapıp şarkıları kaydediyordum =))  )  Taa ki, son 2 sene öncesine kadar. Tek-tük şiirler de yazdım, yazmadım değil. Ama asıl önem verdiğim şarkı ve sözlerini yazma kısmını, artık geride bırakmıştım. İlham perim daha sıcak yerler mi buldu acaba bilmem ama bu durum bende bir ikirciklenme oluşturdu. Ne olmuştu da yazamaz hale gelmiştim, sözlerim mi bitmişti yoksa, ya da duygularım mı azalmıştı, yoksa Canan'a karşı aşkım 'evlendiğini öğrendiğim zaman' (böyle siktiridandik bir duygu yoktur) bitmişmiydi... Velhasılıkelam, şu yada bu nedenle şarkı yazamıyorum. En kısa zamanda tekrar yazarım inşallah...

    Ve son olarak ilham perime seslenmek istiyorum:
Sevgili ilham perim; Dünyama girip de terketmene müsaade etmem. İnsan giderken bir hoşçakal der. Habersizce çekip gitmek de niye?! Haddini bil, geri gel gittiğin yerden. Gezdiğin tozduğun yeter! Affediyorum sorumsuzca çekip gidişini... Hadi gözlerinden öptüm, bekletme çabuk ol...

24 Temmuz 2010 Cumartesi

Vurun Kahpeye!

    Son yıllarda önceki yıllara nazaran Galatasaray ve futbolcularına karşı toplu bir karalama kampanyası sürüp gitmekte. Bunun son örneği benimde canımı sıkan gurbet derbisinden sonra taraftarlar ile yaşanan birtakım olaylardır. Haberlerde Arda Turan taraftarlarla kavga etti diye aktarılan durumdur. Burada olaylar yanlı ve çarpıtılarak aktarılmaktadır. Bunun birçok nedeni var. Galatasaray ve futbolcularının da medyaya birçok koz verdiğinin de altını çizelim. Ama asıl olan köşeye sıkıştırılan futbolcuları kimlerin, neden ve kimler için hataya zorlandığıdır. Bunun son zamanlardaki en büyük örneği Arda Turan'dır. Bunun nedeni ne midir? Tek cümleyle; Kıskançlık ve bu kadar büyük topçunun fenerden yetişememesi ve medyada Fenerbahçe baskısı...

    Hiç kimse kendisini Arda Turan'ın yerine koyuyor mu? Üzerinde çok büyük baskı olan birisinin, hataya zorlanan birisinin psikolojisi ne olur? Türk futbolunun gözbebeği olan bir insana, bu kadar göz önünde olan bir futbolcuya, bu denli toplu linç girişimi mübah mıdır? Yanlı birtakım medyaya kanıp da kendi futbolcusuna sırt çeviren taraftara ne demeli? Bazı medya kesimleri, sırf Arda için yalan haber yapmak ve açığını kollayıp düşerken bir de ben vurayım düşüncesinde. Durum böyleyken, köşeye sıkışan bir insanın ne derece akıllıca düşünüp hareket ettiği aşikardır. Kaldı ki bir futbolcu normal bir insandan daha değişik bir psikolojidedir. Neden derseniz, futbolcular büyük güç ve enerji harcayan insanlardır. Bu da kişinin aklının, vücut yorgun ve güçsüzken futbolcu olmayana göre daha farklı çalışmasıdır. Fevri ve beklenilmedik tepkiler verebilmektedir. Bunu bilen ve çoğunluğu Fenerbahçe (Galatasaray taraftarı olan da var) medyası olan ve sırf daha fazla satış yapmak için zat-ı muhteremler deyim yerindeyse Vurun Kahpeye adlı romanı futbol dünyasına uyarlamaya çalışmaktadırlar. Bu son derece ahlaksızca ve hasetlik kokan bir davranış şeklidir. Bu haberleri yalan yanlış, doğru da olsa büyüterek ve çarpıtarak sunmak insanlığa sığmaz ve yanından da geçmez. Bu yolla yapılan haberlerden kazanılan para da ne kadar helaldir sorgulanmalıdır...

    Bu arada Arda Turan hatasız ve günahsız mıdır? Her insan gibi hataları ve günahları olacaktır. Ben, Arda günahsız pırıl pırıl bir kardeşimiz demiyorum. Kaldı ki kendisine tanınan yaşam alanı ve zamanı içerisinde yaşayıp ta pür-ü pak ölen insan yoktur.

    Sırf Galatasaraylı olduğum için ya da Arda'yı sevdiğim için yazmadım bu yazıyı. Fenerbahçeli bir futbolcuya da haksız ithamlarda bulunulursa ya da Beşiktaşlı bir futbolcuya, benim tavrım ve düşüncem aynı yönde olur. Bunun en büyük nedenlerinden birisi; işin ucunun Türk Milli Takımı'na dokunuyor olmasıdır. Futbolcuların psikolojileriyle oynanırsa Milli Takımda başarı beklemek ya da kulüp takımlarımızın Avrupa sahnesinde elle tutulur bir başarı yakalayabilmelerini beklemek mantıksızlıktır. Futbolcunun özel hayatını futbolundan önde tu ve her fırsatta hatasını kolla ve düşerken bir tekme de sen vur, ondan sonra Milli Takım neden Dünya Kupası'nda yok ve ya Avrupada başarısızlık neden oluyor de. Bu yönden düşünen oldu mu bilemiyorum ama durum bundan ibarettir.

    Futbola gönül veren kim varsa, çamur atanlara ve olayları çarpıtanlara kanmayalım.Sözkonusu Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş, Trabzonspor ya da diğer takımlarımız ve futbolcularımız değil. Kıskançlık ve çekememezlik yüzünden yanlı haber yapılan futbolcularımız ve bunun dolaylı olarak yansıdığı Milli Takımdır. Bunu göz önünde bulunduralım ve bir kez de böyle düşünüp itibar gösterelim medyaya...